1920 Yılında Kırım'a Yolculuk (Kısaltılmış)
Levko Çıkalenko'nun Kırım, onun siyasi ve toplumsal hayatı hakkındaki anılarının kısaltılmış versiyonu.
Levko Çıkalenko. «Krımska Svitlıtsâ» Gazetesi, 2020, Sayı 3-9
1920 sonbaharında, Lviv'in güneyinden Romanya sınırına kadar uzanan cephemiz bir süre yerinde dururken ve hiçbir şey bize geç sonbaharın gösterdiği kadar hüzünlü bir sonun habercisi değilken, komuta karargâhımıza Kırım'dan, Vrangel tarafından Albay Noga, usulüne uygun olarak Vrangel ordusu komutasınca imzalanmış yetki belgeleriyle geldi.
Kimin imzasının bulunduğunu, tam olarak hangi şahıstan ya da hangi şahsın inisiyatifiyle bize geldiğini artık hatırlamıyorum, ancak gerçek şu ki o, resmî bir temsilci olarak kabul edildi. İki ordu arasında, 1919 yılının o karanlık hatıralı sonbaharından sonra — Beyaz Moskova kuvvetlerinin bizi Kiev'den utanç verici bir şekilde atıp, Galiçyalılarla aramızı açtığı ve nihayet kendileri de sarsılmakta iken bizi Lyubar yakınlarındaki ölüm üçgenine sıkıştırdığı dönemden sonra — yerleşmiş olan düşmanca tutumları, «Güney Rusya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı» tarafındaki bir inisiyatifle etkisiz kılmak için bize gelmişti.
Bu albay, gerek ordu komutanının karargâhında gerekse Hrıplın'daki Baş Ataman'ın karargâhında uzun süre dolaştı; ta ki, ya şartlar bunu gerektirdiğinden ya da belki de kendisi bir şekilde etkili olduğundan, hükûmetimiz onların nezaketlerine cevaben Kırım'a kendi delegasyonumuzu göndermeye karar verdi.
Başta askerî kanat olmak üzere hükûmetimiz, Vrangel ile nihayet bir anlaşmaya varmayı çok istiyordu; çünkü birincisi, ortak düşman Kızıl Moskova'ya karşı yürütülen savaşta strateji bunu gerektiriyordu ve ikincisi, Vrangel çevresinin Ukraynalılara duyduğu sempati, ordunun «Ukraynalılaştırılması» ve oradaki yüksek mevkilerde bizim insanlarımızın bulunduğu hakkında zaten pek çok «cazip» mektup ve söylenti geliyordu. Muhtemelen Albay Noga da bu yönde epeyce çaba sarf etmişti ki, askerî komutamızın sözlerinde ve fiillerinde anlaşmaya yönelik olumlu imalar duyulsun.
Sivil hükûmetimiz, askerî yetkililerin Kırım'a bir delegasyon göndermesine onay verirken, heyetin bileşimine toplumsal-siyasal meselelerden biraz olsun anlayan bir kişinin dâhil edilmesini ve Kırım'dan orada olup bitenler hakkında mümkün olduğunca güvenilir bilgiler getirilmesini talep etti. Seçim bana düştü. Başbakan Prokopoviç bunu bana bildirdi ve ben de Tarnov'dan fazla oyalanmadan, o sırada Baş Ataman'ın karargâhının bulunduğu Hrıplın'a geldim.
Böylece, Direktoriya hükûmeti, daha doğrusu başkomutanlık Ağustos 1920'de, başında artık General Denikin'in değil General Vrangel'in bulunduğu «GSR SK Komutanlığı»na bir delegasyon gönderme ihtiyacıyla karşı karşıya kalınca, beni de Kazak meseleleri ve Gönüllü Ordu meselesinde az çok yetkin bir kişi olarak bu delegasyonun bileşimine dâhil ettiler. Meseleyi Başbakan ve Baş Ataman ile görüşüp, davranışım ve yolculuğun görevi hususunda belirli tavsiyeler aldıktan sonra, Romanya üzerinden Kırım'a hareket etmiş olan ve orada birkaç gün kalıp beni beklemek zorunda olan delegasyon üyelerimizin zaten aldığı yetkilerin aynısını ordudan almak için ordu karargâhına da gitmem gerekti.

Topçu yüzbaşısı adına yetki belgelerini aldıktan sonra Hrıplın'a döndüm, ataman muhafız birliği komutanından yepyeni bir askerî üniforma edindim, Stanislavov'da gerekenleri satın aldım ve nihayet çeşitli «geçiş belgeleri» ve Maliye Bakanlığı'ndan parayla tamamen donanmış olarak Çernivtsi üzerinden Bükreş'e hareket ettim. Orada, çeşitli «sigurantsa»larda birkaç gün süren tatsız koşuşturma beni geciktirdi ve bir haftalık bir gecikmeyle nihayet Galaç'a ulaştım; burada Litvınenko başkanlığındaki ve Albay Krat, Teğmen Romenskiy ve İvan Bludımko'dan oluşan delegasyonumuz beni ve bizi Reni'den Sivastopol'a götürecek büyük vapur «Saratov»u bekliyordu.
Şans eseri bizimkilere, Albay Noga'nın onlarla birlikte olmadığı bir anda otelde yetiştim. Albay Noga ortaya çıktığında, biz kendi aramızda zaten iyice tanışmış ve hem onların hem de benim tamamen bağımsız olarak, önceden anlaşmaksızın belirlediğimiz somut mesele üzerinde çabucak fikir birliğine varmıştık.
İlginçtir ki ne Sivastopol ne de Yalta, nüfusta ve mimaride ne kadar çok doğulu unsur barındırsa da, bende hiçbir zaman ne Odesa ile ne de Romanya'nın küçük ve büyük şehirleriyle bir karşılaştırma uyandırmadı.
Bizi taşıyan vapur, bizi aldıktan sonra geniş ve kudretli nehir boyunca, Vrangel'in müstakbel askerleriyle dolu devasa mavnalara kalın halatlarla bağlanarak seyrine başlayan sıradan bir römorkör gemisiydi. Mesele şuydu ki, 1919 sonbaharının sonlarında Gönüllü Ordu'nun Kızıllar tarafından bozguna uğratılması sırasında, onun oldukça büyük birlikleri Polonya ve Romanya topraklarına sığınmıştı ve şimdi, İtilaf Devletleri'nin emriyle, Galaç'a yönlendiriliyor, oradan da su yoluyla, Reni'de büyük deniz vapurlarına aktarma yapılarak Vrangel komutasına girmek üzere Kırım'a götürülüyorlardı. Bunlar esasen bize karşı savaşmış Bredov birliklerinin kalıntılarıydı ve daha sonra enterne edilmiş olarak onlarla Galiçya'nın her istasyonunda, en çok da Stanislavov'da — batı ve güney Polonya'daki enterne kamplarından Romanya'ya yavaş yavaş yük trenleriyle ilerlerken günlerce ve haftalarca konakladıkları yerde — karşılaşmak zorunda kaldık.
Galaç'ta ve yol boyunca kıyıya bağlı olarak durdukları yerlerden gemimize bağlanan bütün bu mavnalarda çok sayıda erkek, kadın ve çocuk vardı. Kendi ricalarıyla mı yoksa vapur komutasının lütfuyla mı bilinmez, ama çok geçmeden vapurun güvertesinde ve bazı kamaralarında onlarca subay hanımı küçük çocuklarıyla birlikte birikti. Bir zamanların parlak muhafız subaylarının karıları, kız kardeşleri ve kızları olan bu yırtık pırtık, pejmürde hanımlara ve genç kızlara — kirli kamplardan, trenlerden ve mavnalardan sonra tertemiz vapura gizlenmemiş bir sevinç ve keyifle yerleşenlere — bakarken insanın içi acıyordu. Subaylar arasında Albay Krat'ımızın, buluşma şerefine, ya da daha ziyade vapurdaki korunaklı kamara şerefine oldukça esaslı «içki âlemleri» düzenleyen birkaç tanıdığı çıktı.

Kırım Kolordusu Komutanı General-Leutnant Ya. O. Slaşçov (sağdan üçüncü) kurmay heyetiyle. Kırım, Nisan-Mayıs 1920.
Böylece nihayet Reni'ye vardık. Burada artık karaya çıkmadık, doğrudan vapurumuzdan halatlı iskeleyle büyük vapur «Saratov»a geçtik. Vapurumuz doğruca Yalta'ya yöneldi; bütün «bredovcuları» orada karaya çıkarması gerekiyordu. Bizim de orada inmemiz gerekiyordu.
Albay Noga, Sivastopol'a ulaşmamız için araç ararken, biz de onun yardımı olmaksızın değil, Yalta'da bulunduklarını bazılarımızın bildiği Ukraynalılardan birkaçını arayıp bulduk. Benim, Prokopoviç'ten, Yalta'da bulunmam hâlinde, Kiev Ruhban Akademisi eski öğrencisi, Durdukivskıyler ailesiyle akraba, Yalta'da tanınmış Ukraynalı pedagog *Goryanskiy'i ve ayrıca Prokopoviç'in Kiev'deki Jekulina Gimnazyumu'ndan öğrencisi, verem hastası olup uzun zamandır Yalta sanatoryumunda yaşayan Bayan Poltoratska'yı arayıp bulma görevim vardı. Yalta'da tam bir gün kaldık ve bu süre zarfında ikisini de bulmayı başardım.
Goryanskiy'den Kırım'daki Ukrayna vatandaşlarının ruh hâlini, korkularını ve umutlarını, ayrıca önde gelen kişilerden kimin hangi yönelimi benimsediğini öğrendik; bu da bize Sivastopol hazırlığında doğal olarak fayda sağladı. Yine ondan, zamanımız olursa Stepan Rudanskiy'nin ebedî istirahatgâhını ziyaret etme tavsiyesini aldık. Poltoratska'yı da ziyaret edebildim, ona büyük bir sevinç yaşattım, zaten deniz, hem de sonuncusu... Bu karşılaşmadan bende ağır bir izlenim kaldı.
Mezarlığa, şanlı ölümüze gittim. Orada Goryanskiy ile birlikte diğerleri de vardı. Sessizce oturduk, kimi zaman da, böylesi güzellik içinde, yüksek bir tepede, denizin geniş ufkuna karşı, selviler altında ebedî istirahata kavuşan ölüye gıpta ettiğimizi dile getirdik. Mezarlıktan, daha erken yatıp ertesi gün daha erken kalkmak ve bizi Sivastopol'a götürecek küçük motora geç kalmamak üzere Goryanskiy'in evine gittik. Hava rüzgârlı çıktı, tekne kıyıya yakın seyrediyordu ve dalgalarda onu sallamaktan ziyade, rahatsız edici bir şekilde silkeliyordu. Böyle bir silkelemeden hastalık olmaz sanırım, ama yine de tatsızdı, hem de pek tatsızdı.
Ben bütün zaman boyunca sancak tarafında durup, gençken Sivastopol'dan Gurzuf'a ve geriye yaya seyahat ederken geçtiğim yerleri tanımaya veya tanımaya çalışmaya çalıştım. Balaklava'dan itibaren yerler bana yabancıydı ve ilginç de değildi. Kırım'ın bu kısmı dağlık değildir, gerçi oldukça yüksek bir platodur. Ancak Sivastopol Körfezi'ne girerken merakım yeniden uyandı; çünkü sağda — yer yer kazılmış eski Hersones, topraktan birtakım harabe kalıntılarının göründüğü yer, tam karşıda ve solda ise, kimi zaman uzakta kimi zaman yakında, uçurumlu ya da kum tepeli kıyı boyunca nereye baksan — geceleri gemilere yol gösteren şamandıralar ve fenerler.

Vapur-Kruvazör «Saratov»
Albay Noga, görüldüğü kadarıyla, Sivastopol ile telefonla haberleşiyordu, ama bize bu konuda hiçbir şey söylemiyordu ve biz de elbette ona bunu sormadık. Motor kıyıya yanaşıp bütün yolcular karaya çıktığında, biz de çıktık. İşte o zaman her şeyin Albay Noga'nın umduğu gibi gitmediği ortaya çıktı. Bizi karşılamaya kimsenin çıkmamış olmasından ötürü zaten endişeliydi.
Bir yerlere sık sık koşturdu, muhtemelen telefona, sonunda da bizi telaşlanmamaya ve biraz beklemeye davet etti; çünkü konaklama işimizi konuşması gerekiyordu. Nihayet ortaya çıktı ve üç faytonla bizi bir otele götürdü; burada büyüklerimizi — üçümüzü — bir takım kâğıtlar göstererek yerleştirdi, iki teğmeni ise bir doktorun el konulmuş dairesine götürdü. Ondan sonra yeniden yanımıza geldi ve lafı çok uzaktan açarak, bizim hiç tahmin etmediğimiz birçok şeyi bize izah etti.
Meğer onun yokluğunda, Vrangel'in çevresindeki siyasi etkiler takımyıldızında ciddi değişiklikler olmuş. Meğer onun bize gelişi General Slaşçov'un etkisiyle gerçekleşmiş. «GSR SK Komutanlığı»nın siyasi ve stratejik durumunu değerlendirişi, Albay Noga'nın ordumuza yaptığı bu yolculuğa yol açmış. Görünüşe göre Slaşçov'un çevresini oluşturan güçler arasında Noga sonuncu rolü oynamıyormuş. Şimdi ise, anlaşıldığı üzere, Slaşçov artık yalnızca «iş başında değil», aynı zamanda «gözden düşmüş»**. Bütün bunlardan Albay Noga'nın epeyce rahatsız olduğu görülüyordu, biz de kendimizi mahcup hissediyorduk.
Durumu basit bir yöntemle, yani Albay Noga'nın bizden daha çok rahatsız olduğunu değerlendirerek, onu, nasıl olsa bir çaresi bulunur ve belli ki şimdi öyle zamanlar ve öyle şartlar ki insanlar çoğu zaman bir an sonra pişman olacakları şeyler yaparlar, diyerek teskin etmeye başladım.
Bu, Noga'yı da iyimser bir havaya soktu ve artık hep birlikte, tek bir taraf olarak bundan sonra ne olacağı ve nasıl olacağı üzerine düşünmeye başladık. Noga, kendi yolculuğunun yönetici çevreler bakımından bu kadar düşüncesizce atılmış bir adım olmadığından ve Slaşçov «iş başında» olmasa da meselenin bundan fazla değişmeyeceğinden emindi. Bunun üzerine hepimizin heyecanlanmamasına ve ileride ne olacağını sabırla beklemeye karar verildi. Dinlendik, sonra teğmenlerimizi de alarak şehirde biraz dolaştık, cılız bir parkta ya da bahçede banklarda oturduk ve daha sonra akşam yemeğini yiyip «olan oldu, olacak olanı göreceğiz» diyerek konaklama yerlerimize dağıldık.
- Pavlo Goryanskiy (1878-1935) — Yalta Ukrayna Cemaati Başkanı (1917). 1918 başlarında Bolşevik terörü koşullarında Kırım topraklarında Ukrayna Kurucu Meclisi seçimlerinin yapılmasını organize etmekle meşgul oldu. Yarımadanın Denikin işgali sırasında Kırım'daki Bölgesel Ukrayna Radası'nın Küçük Radası'na (yürütme komitesi) başkanlık etti. Ağustos 1919'da Sivastopol'da Kırım Ukrayna toplumsal örgütlerinin kongresinden sonra, yarımadada UNR konsolosu yetkileriyle Kırım Ukraynalılarının savunmasını üstlenme görevi aldı.
** General-Leutnant Yakiv Slaşçov (Kırımskiy) 1920'de «GSR SK» Kırım Kolordusu komutanıydı. Aralık 1920'de İstanbul'a (Türkiye) tahliye oldu ve burada Vrangel hareketinin eleştirisini içeren «Kamunun ve Aleniyetin Mahkemesini Talep Ediyorum. Kırım'ın Savunması ve Teslimi» adlı anılarını yayımladı. 1921 sonunda RSFSC MİK'nin önerisiyle diğer «beyaz hareket» katılımcılarıyla birlikte Sivastopol üzerinden Moskova'ya gitti ve «Rus Ordusu» askerlerini Sovyet Rusya'ya gitmeye çağırdı. Kızıl Ordu'ya geçti, komutan kadrosu okulunda tüfek-taktik kurslarında ders verdi. Taktik meseleleri üzerine makaleler yayımladı. Ocak 1929'da Moskova'daki dairesinde vurularak öldürüldü.
Slaşçov anılarında, Çıkalenko'nun hatıratında aktarılan şu epizodu şöyle anmaktadır: «Daha Kafkasya'da bulunduğu sırada, Gönüllü Ordu'nun başarısızlıklarını gören Vrangel, Kırım'a ilgi duymaya başladı. Onun ısrarı ve Karargâh Karşı İstihbarat Başkanı Seminskiy'in himayesiyle, Kırım'a bir istihbarat subayı olarak, beni izleme talimatıyla Albay Noga gönderildi. Albay Noga, benim tarafımdan hiçbir engelle karşılaşmadan kendi işine koyuldu, ancak Karargâh'ın ve özellikle Vrangel'in büyük üzüntüsüne rağmen, hakkımda yayılan söylentilerin teyidini bulamadı.
Karşı istihbarat faaliyetinin yanı sıra o dürüst bir insan çıktı ve Seminskiy'e, sonradan elime geçen uzun bir rapor gönderdi. Noga raporunda Kırım'ın savunmasındaki enerjimi ve becerikliliğimi vurgulamakta ve kısa bir özetle bitirmektedir: «Orduyu tek başına yönettiği müddetçe Slaşçov cepheyi ve cephe gerisini tutar, cephe de tutunur» vesaire. Bu rapor, doğal olarak, yukarıda hoş karşılanmadı. Beni izleme işi, bana bağlı olmayan Kolordu Karşı İstihbarat Başkanı memur Şarov'a verildi. Vrangel komutası döneminde Noga görevden uzaklaştırıldı.»

Sivastopol, 1920
Ertesi gün, öğleye doğru, karargâha giderek General Kiriy'e — general-kuvartirmeyster, o dönemde Sivastopol'da çok nüfuzlu bir kişi — takdim olmaya gittik. General Kiriy'i bizim albaylar tanıyordu. Onların anlattığına göre, devrimin başından itibaren bizim ordumuzdaymış. Hatta bir ara, S. Petlyura'nın atamanlığında Harkiv istikametinde Kiev'e sol yaka yaklaşımını savunan Slobid Kışı'nın kurmay başkanlığını yapmış. Sonra bir yerlerde kaybolmuş, ama nereye ve nasıl — onlar bunu ya hatırlamıyordu ya da açıkçası bilmiyorlardı.
Albaylardan biri sadece, onun ayrılışıyla ilgili olarak dolaşan söylentileri hatırladı. Denildiğine göre, «Merkezî Rada onun dededen kalma toprağını elinden aldığı» için ordumuzda hizmet etmek istememiş. Çernigiv bölgesinden, Nijın dolaylarından bir Kazakmış ve 50-60 desyatin toprağı varmış; bunların kaybıyla hiçbir şekilde barışamıyormuş. Ondan sonra ona ne olduğunu kimse bilmiyordu, keza Gönüllü Ordu ile ne zamandan beri bağlantılı olduğunu da içlerinden hiçbiri bilmiyordu*.
Karargâha giderken de, bir gün önce şehirde dolaştığımızda olduğu gibi, kendimi sürekli mahcup hissediyordum. Yerli halk bize öyle etkin bir şaşkınlıkla bakıyordu ki, ilgi odağı olmaya alışık olmadığımdan, sebebini anlamadan kendimi ve arkadaşlarımı sürekli süzüyordum. Hep görünüşümüzde bir gariplik var gibi geliyordu bana. En çok da, elbette, kendim için korkuyordum; herkesin benim asker olmadığımı, kılık değiştirmiş bir «sivil» olduğumu gördüğünü sanıyordum. Hep Albay Krat'ın yanında duruyordum ki, bana yüksek rütbeli askerî şahıslara karşı nasıl davranacağımı fısıldasın; çünkü nedense bu «rütbe farkları» aklımda kalmıyordu.
Erleri subaylardan kolayca ayırt ediyordum, ancak subay rütbelerini çözmek benim için çok zordu. Krat, dikkatli olup yalnızca karşıdan gelen generallere tepki vermemi, albaylara ise hiç aldırmamamı salık vererek beni sakinleştiriyordu. Gerçekten de, üst rütbeli subayların çoğu albaydı ve eğer hepsine tepki verilseydi, sürekli olarak dört bir yana selâm vermek gerekirdi. Generallere ise o kadar sık rastlamıyorduk.
Ama elbette ki sebep, üniformalarımızdaki herhangi bir kusurda değil, bizzat üniformanın kendisindeydi. Sivastopollular çeşitli üniformalar görmüştü ama Ukrayna üniformasını asla. Bana kalırsa, bizim üniformamız pek de şaşırtıcı değildi. Oldukça güzel olduğunu söylerdim ve en önemlisi, hepimizin yeni, temiz, haki renkte üniforması vardı; oysa Gönüllü Ordu için aynı şey söylenemezdi. Belki de yoldan geçenleri şaşırtan şey, yakadaki renkli şeritler, kollardaki ve kasketlerdeki, her silah sınıfı için ayrı olan üç dişli mızraklardı (trızub). Piyadelerin mavi, süvarilerin sarıydı; bense, topçu olarak, kırmızı taşıyordum.
Bir tek Albay Krat'ın tamamen kişisel bir kıyafeti vardı: Gümüş ince lampaslı koyu mavi, neredeyse siyah pantolon, daha az renkli bir ceket (kitel) ve küçük bir şapka kısmı üzerinde gümüş haç bulunan astragan bir şapka; belinde ise bir Kafkas kılıcı vardı. Diğerlerimiz kemerde kısa, yassı süngüler taşıyorduk. Nihayet yoldan geçenlerin merakına alıştım, sakinleştim ve bunu olağan karşılamaya başladım. Albay Noga'nın da sakinleştiği belliydi. Ziyaretimizden önce, muhtemelen bir yerlerde bulunmuş ve yatıştırıcı haberler almıştı.
General Kiriy bizi çok olumlu karşıladı, ancak oturmamızı teklif etmedi, bizi kocaman odanın uzak bir köşesine götürdü; burada, odanın ortasındaki büyük bir masaya serilmiş büyük bir haritayı inceleyen birkaç üst subay vardı. Çok meşgul olduğu için özür diledi; kalacak yerlerimizi nasıl bulduğumuzu, temiz ve sakin olup olmadığını sordu; endişelenmememizi, sakin sakin yaşayıp şehri gezmemizi salık verdi; çünkü burada herhâlde bizim için birden fazla tanıdık aile bulunur.
Tanınmış Harkiv-Poltava ailesi Kotlyarevskıyler tarafından işletilen yemekhanede yemek yememizi tavsiye etti; yemekhane bütün gün geç vakte kadar açıktı, ihtiyacımız olan her şeyi orada bulacaktık, çünkü hanımlardan bizimle ilgilenmelerini zaten rica etmişti; Albay Noga'dan bizi oraya götürüp hanımlarla tanıştırmasını rica etti. Bize Albay Noga'nın bundan sonra da bizimle ilgileneceğini ve gereken her şeyi bize bildireceğini söyledi. Ziyaretimiz bununla sona erdi...

Güney Rusya Hükûmet Başkanı Aleksandr Krivoşein, General-Leutnant Petro Vrangel ve Kurmay Başkanı Pavlo Şatilov. Sivastopol, 1920.
General Kiriy tanıdıklar konusunda haklıydı. Yemekhanede bizi değerli misafirler olarak karşıladılar. Hizmet kadrosu iki genç hanım ile onların kasa başında oturan yaşlı annelerinden oluşuyordu. Tanıştık, masaya oturduk; genç hanımlardan büyüğü bize hizmet ederken sürekli her şeyi soruyor ve anlatıyordu. Sanırım ki bir dereceye kadar burada yemek yiyen insanlar hakkında birilerini bilgilendirmek onların göreviydi. Meğer bu genç hanımın erkek kardeşi, o sırada Vrangel'in başbakanı olan Krivoşein'in sekreteriymiş. Aileleri Poltava ve Harkiv bölgelerinin birçok soylu ailesiyle akrabaymış, akraba değilseler de iyi tanışıyorlarmış.
Belli ki bu soylu, bir zamanlar muhtemelen Kazak ailelerinin bütün işlerinden haberdardılar. Ortak tanıdıklarımız meğer Leontoviçler, Ustımoviçlermiş; o bir zamanlar Starıtskıyleri de tanıyormuş; tek kelimeyle, üzerine onun çok hevesle ve çok bolca anlattığı epeyce konu bulduk. İster ortak tanıdıklar, ister Poltava bölgesini iyi tanımam, isterse de yukarıdan bir yerden gelen özel görevlendirmeler olsun, o bana belirgin bir ilgi gösterdi. Çok geçmeden üniformamı beğendiğini, Enver Paşa'ya benzediğimi öğrendim ve nihayet birkaç gün sonra, işten boş saatlerinde bana Sivastopol'u, denizi göstermeye girişti; birkaç gün daha sonra ise artık kayıkla gezintiye çıkmış, denizde yüzmüştük.
Yerel gazeteleri maalesef takip etmiyordum; ama onlardan birinde, belki de zaten sayıları azdı, gelişimiz hakkında bir not yayımlanmış. Bundan, Akmescit'ten iki mektup alınca haberim oldu; biri Akademisyen Vernadskıy'den, diğeri ise Petersburg'daki Hv. Vovk'un antropoloji seminerinden meslektaşım A.Z. Nosov'dan**. Mektuplarda ikisi de, mümkün olursa, tedavi veya dinlenme için bulundukları Akmescit'te kendilerini ziyaret etmemi rica ediyorlardı.
- Vasıl Kirey (Kırıy, Kiriy) 1879'da Baturın'da doğdu. UNR Ordusu general-horunjıy rütbesindeydi. UNR Direktoriyası'nın iktidarını tanımayarak General Anton Denikin'in ordusuna geçti; burada topçu ikmal başkanlığına atandı. Gönüllü Ordu'da — Askerî-Teknik İdare Başkanı, General Petro Vrangel'in Ukrayna işleri danışmanı (Ukrayna siyasi ve silahlı kuvvetleriyle diplomatik ilişkilerden sorumluydu). Bolşevik Rusya'ya karşı ortak eylemler konusunda Sımon Petlyura ve Ukraynalı isyancıların delegasyonlarıyla yapılan görüşmelerde misyona başkanlık etti. 1920'de Vrangel ordusunun kalıntılarıyla Türkiye'ye gitti. 1924'ten itibaren Çekoslovakya'da bulundu. 1942'de Prag'da öldü.
** Anatoliy (Anatol) Zinoviyoviç Nosov (Nosiv) — bilim insanı-antropolog, etnolog ve arkeolog. Ukraynalı bilim insanı Fedir (Hvedir) Vovk'un (Volkov) asistanı olarak çalıştı. Levko Çıkalenko'nun öğretmeniydi. 1919'da verem nedeniyle Kırım'a gitti ve 1921'e kadar orada yaşadı. 1929'da «Ukrayna'nın Kurtuluşu İçin Birlik», 1933'te «Ukrayna Askerî Teşkilâtı» davalarında tutuklandı; 5 yıl ıslah çalışma kampına mahkûm edildi. Sürgünden sonra Yalta Bölge Müzesi'nde çalıştı.
Ölüm tarihi 1941 olarak belirtilmektedir. Yuriy Şevelov'un anılarına göre, «Alman taarruzu sırasında Kırım'ın tahliyesi başladığında, diğer 'güvenilmezler'le birlikte Tolya ailesiyle özel bir vapura yüklendi. Bu vapur insan yükünü hiçbir zaman hiçbir yere ulaştırmadı.» Bu ifade, Nosov'un 7 Kasım 1941'de Kırım kıyıları yakınında Alman havacılığı tarafından batırılan «Ermenistan» motorlu gemisinin yolcularından biri olduğunu varsaymaya imkân vermektedir.

Sivastopol'da ilk olarak bizi, Kiev'den biraz tanıdığım Vyaçeslav Laşçenko buldu. Vyaçeslav Kırım'da yaşıyor ve devrimin başlarından beri burada bir tür millî çalışma yürütüyordu. Petersburg'daki ilk Ukrayna gazetesi «Naşe Jıttya»nın — ki onu Bay P. Federko ile birlikte devrimin ilk günlerinden itibaren çıkarmıştık — birkaç sayısını saklamış olduğunu memnuniyetle öğrendim. Hatta burada, federasyon ve otonomi hakkındaki iki (benim ve Federko'nun) popüler makalemizi ayrı ayrı bildiriler hâlinde yayımlamışlar.
Daha sonra, buradaki Ukraynalı toplumsal-siyasal şahsiyetler arasında en faal olanlardan biri olan Çernış ile tanıştım. Kendisi Kievliydi; buraya nasıl ve neden düştüğünü incelik gereği sormadım; ancak UNR'ye karşı tutumundan, onun şahsında samimi ve faal bir dostumuz olduğu anlaşılıyordu. Ondan, buradaki Ukrayna davasının durumu, taraftarlarımızın sayısı ve Denikin döneminde kökünden bozulmuş ve alevlenmiş Ukrayna-Rus ilişkilerini düzeltme yönündeki çalışmaları hakkında pek çok şey öğrendim. Onun aracılığıyla İvan Mıkolayoviç Leontoviç ve Ukrayna kökenli daha az veya çok nüfuzlu toplumsal şahsiyetlerimizden birçoğuyla tanıştım.
Kiev Gimnazyumu'ndan, iç savaşın çalkantılı dalgalarının bu uzak diyara sürüklediği birkaç sınıf arkadaşım da beni buldu. Kozacevskıy — gimnazyum yıllarında bir Rus sosyal demokratıyken daha sonra gitgide sağa kayan — beni buldu. Krijanivskıy — hiçbir millî ya da siyasi sempatisi olmayan, ama herkesle tanışan bir insan — da beni buldu. Sınıfımızda tamamen silik, özel kariyerinin dışında hiçbir hevesi olmayan, Kievli bir pastacının oğlu olup şimdi burada hâli vakti yerinde bir diş hekimi olan Korobçenko da beni buldu.
Onlardan, orta öğrenimi bitirdikten sonra bir daha hiç karşılaşmadığım eski gimnazyum arkadaşlarım hakkında pek çok çeşitli haber aldım. Aynı şekilde, zamanında öğrenci sempatimizi kazanmış olan öğretmenlerimiz hakkında da.
Eski arkadaşlarımı beni görmeye iten şey, hepsinin Kırım'dan yurt dışına çıkmak için Ukrayna pasaportu alma imkânlarını sormalarıydı. Özellikle Kozacevskıy bu imkânları pek ayrıntılı sordu; nitekim o başardı da çıkmayı, çünkü kendisine 1926-1928 yıllarında Paris'te bulunduğum sırada bir şekilde rastlamıştım. Keza, daha çocukluktan eski dostum, Ananyiv zemstvosunda çalışmış ve birkaç türkü derlemesinin düzenleyicisi olan müzik etnografı ünlü Ukrayna toplum adamı Oleksandr Fedoroviç'in oğlu Saşko Voloşın'ın ziyaretleri de benim için sürpriz oldu.
Onunla daha sonraları ara sıra Ukrayna'nın değişik şehirlerinde karşılaştım ya da sadece hakkında bir şeyler işittim. O, kendine Rus tiyatrosu sanatçılığını meslek seçmişti. Oldukça popüler bir konferansçı, deklamatördü.

İşte böylece, Sivastopol'da bulunuşumuzun üzerinden birkaç gün geçtikten ve hayatımız bir düzene girdikten sonra, kahvaltı ya da öğle yemeğinden sonra hep birlikte küçük bir bahçeye gezintiye çıktığımız bir gün, yanıma Saşko Voloşın yaklaştı. Her zamanki önemsiz şeyleri sorduktan sonra, burada yaşayan, hastalıktan yatağa bağlı ünlü Rus yazarı *Arkadiy Averçenko'yu ziyaret edip edemeyeceğimi sordu; yazar benimle tanışmak ve bazı konularda soru sormak istiyormuş. Kabul ettim ve Averçenko'yu birlikte ziyaret etmek üzere Saşko ile hemen buluşma yeri kararlaştırdım.
Averçenko ile tanışma, şimdiye dek zihnimde en ilgi çekici olaylardan biri olarak kaldı. Odada yatakta, tuhaf antropolojik yüz yapısına sahip bir adam yatıyordu. Selâmlaşıp yatağın yanına oturduktan sonra hemen, benimle görüşme arzusunun tam olarak neyden kaynaklandığını, kendisine tam olarak nasıl hizmet edebileceğimi sordum. Averçenko'nun Ukrayna davasına karşı, bana soru üstüne soru sorarken gösterdiği bu merakın sebebini şimdiye dek anlamış değilim. Dolayısıyla, ona son dönemlerdeki millî hareketimizin tarihini kısaca anlatmak zorunda kaldım; ta 1905 devriminin öncesinden başlayıp son günlere kadar.
Direktoriya'nın aynı anda üç düşmanla — Podolya'nın kuzeyinde Beyaz ve Kızıl Ruslarla ve Polonyalılarla, üstelik Rumenlerle muhtemel silahlı çatışma karşısında — mücadelesi olaylarına geldiğimde, Averçenko'nun yüzü ıstırap çeken, eziyet gören birinin yüzüne dönüştü ve gözlerinde yaşlar belirdi... Belki sadece o an kendini kötü hissediyordu, belki sadece hastalığı o anda kendini daha belirgin hissettirdi; ama ben nedense bunu, sözlerime duyduğu ilgiye yordum. Ya da belki, ruhunun derinliklerinde bir şey sızladı, daha önce hissetmediği bir şey onu yaktı. Nitekim, onun gibi nice Küçük Rus, içlerinde bir şey onları yaktığında ve o zamana kadarki bütün hayat birden olması gerektiği gibi yaşanmamış gibi göründüğünde Ukraynalı oldu.
O günlerde, bu sefer daha kalabalık bir grupla yaptığım ilginç bir konuşmam da oldu. Yine o bahçede tanımadığım genç bir adam yanıma yaklaştı. Çıkalenko olup olmadığımı sorarak bana bir pusula verdi. Petersburg'dan arkadaşım, Fedir Kindratoviç Vovk'un kıdemli talebesi Sergiy İvanoviç Rudenko'nun kız kardeşi Galya Rudenko yazıyordu. Ve işte beklenmedik rica — akşam bir bardak çay içmeye ona gelmem. Gittim. Geniş bir odada Galya'yı beş-altı genç erkeğin arasında buldum; belli ki bu egzotik kuşu — Ukraynalıyı — görmeye hevesliydiler. Averçenko'nun odasındaki manzaradan ne kadar farklı bir manzara! Burada herkes, en çok da Galya, Ukraynalı olan her şeye ve özellikle olayların gelişiminin kendilerini burada benimle bir araya getirmiş olmasına karşı öfkeden köpürüyordu.
Yine şimdiye dek, ama farklı bir şekilde, şuna şaşırıyorum: Neden, belki şahsen değilse de manen sadece öfke duyduğun bir insanı evine çağırırsın?.. Ve işte ilginç sohbet. Galya âdeta tıslıyor, diğerleriyse, belki de az tanıdıklarından, devrim boyunca olayların seyri ve «GSR SK Komutanlığı»nın politikasındaki değişiklik hakkındaki görüşümü sakince soruyorlar. Bu grup tiyatro dünyasıyla bir şekilde bağlantılıydı; ama Ukrayna ile bağlantılı mıydılar, yoksa sadece Rusya İmparatorluğu'nun dört bir yanından olaylar mı onları burada bir araya getirmişti, bunu çıkaramadım. Galya'da epeyce uzun oturdum; çay içip onunla atışarak.
Gece yarısını geçmişti ki boş sokaklardan otelime dönüyordum. Yolda bir grup asker — bir çeşit asayiş muhafızı — beni durdurdu. Her zamanki üzere, formalite icabı belge sordular; üniformamdan kim olduğumu zaten gayet iyi anlamışlardı ve belgeleri geri verirken şehirde geceleri sokakta dolaşmanın uzun zamandır yasak olduğunu belirttiler. Bunu bana şimdiye kadar kimsenin söylememiş olmasından üzüntü duyarak, nihayet güçlükle de olsa otelime ulaştım.
*Arkadiy Averçenko — yazar-satirist, tiyatro eleştirmeni, oyun yazarı. Sivastopol'da doğdu. 1918'de Sovyet iktidarına olumsuz yaklaştı. Memleketine döndü. Temmuz 1919'dan itibaren «Yug» (daha sonra «Yug Rossii») gazetesinde çalıştı ve Gönüllü Ordu'ya yardım propagandası yaptı. Aralık 1920 başında Sivastopol'dan İstanbul'a tahliye oldu, daha sonra Sofya ve Belgrad üzerinden Prag'a geçti; 1925'te burada öldü.

Oles Kozır-Zirka
Buradaki tanıdıklarımızdan biri bir gün bizi, savaş olaylarının girdabında Kırım'a düşmüş ve muhtemelen askerî hükûmetin ilgili unsurlarıyla bağlantılı olan Ukraynalı iki isyancıyla tanıştırdı.
Bunlardan biri son derece ilginç bir kişiydi. Bize, Makedonya'da aynı adlı gölün kıyısındaki Skutari şehrinden olduğunu anlattı. Varlıklı bir ailenin oğlu olarak, ortaokulu bitirdikten sonra İsviçre'ye ulaşmayı başarmış ve Cenevre'deki üniversitenin tıp fakültesine girmiş. Orada, Kiyiv bölgesinin Boguslav kasabasından bir Ukraynalı kızla tanışmış ve onunla evlenmiş. Öğrenimini bitirince karısıyla birlikte onun memleketine gitmiş.
Ailesinin rivayetlerinden, dedesinin — daha doğrusu büyük dedesinin — Ukrayna asıllı olduğunu ve II. Katerina'nın Siç'i yıkması sırasında Tuna ötesine geçip Dobruca'ya yerleştiğini biliyormuş. Zaporoj Kozaklarının bir kısmı Rus hükûmetinin teşvikiyle Ukrayna'ya geri döndüğünde, onun atası, Dobruca'da kalan diğerleriyle birlikte Türk hükûmetinin emriyle Makedonya'ya sürülmüş; orada göl kıyısına yerleşmişler; bazı topluluklar ise Türkiye'nin başka yerlerine ve hatta ta Küçük Asya'ya dağıtılmış.
Böylece karısıyla Boguslav'a geldikten sonra, doktorluk diplomasına denklik aldırmış ve o bölgede hekimlik yapmaya başlamış. Direktoriya'nın ricat döneminde, Boguslav bölgesine Bolşevik iktidarı gelene kadar orada barış ve sükûn içinde yaşamış. Ancak Denikincilerin taarruzu başladığında, şartlar öyle gelişmiş ki Kızıllar onu tasfiye etmek istemişler. Çiftliğine bir saldırı olmuş, ama o bir şekilde saklanmayı başarmış; ancak ailesini Kızıllar yakalamış ve gayriinsanî bir şekilde yok etmişler. Bunun üzerine isyancılara katılmış ve Kızıllardan elinden geldiğince intikam almış; daha sonra Denikin birliklerinden birine katılmak zorunda kalmış ve böylece nihayet Kırım'a düşmüş. Soyadı Geliv'miş*.
Onunla birlikte Boguslav bölgesinden, Dr. Geliv'den daha genç bir adam vardı; adını Kozır-Zirka** olarak vermişti. Onunla üç kadar kez görüştük, ama ikisi de bize cephemize ulaşma imkânlarını sormadı. Belli ki Kırım'da bir hesap içindeydiler ve kaderlerini yerel iktidara bağlı sayıyorlardı.
Böylece günler geçiyor, bizim uğruna geldiğimiz işte ise sanki hiçbir şey yapılmıyordu. Dışarıdan göründüğü kadarıyla elbette böyleydi; fakat Ukraynalı tanıdıklarımızın, en çok da Çernış'ın anlattığına göre, yukarıda sürekli tartışmalar yaşanıyordu. Daha önce belirttiğim gibi, bizimle müzakereler hususunda inisiyatifi, şimdi nedense tecrit edilmiş ve neredeyse bir tür tutukluluk altında olan General Slaşçov ortaya koymuştu. Neden Slaşçov?.. Görünüşe göre onunla, olayların değişken akışı içinde Don'a düşmüş, Ukrayna kökenli birtakım çevreler bağlantılıydı. Denikin döneminde sessiz duruyorlardı; çünkü sosyal çıkarlar bakımından monarşiye bağlıydılar ve Don ile Kuban'dan, Gönüllü Ordu'dan kurtuluş bekliyorlardı.
Ancak zamanla, gerek Ukrayna mücadelesine dair haberler, gerekse belki monarşinin restorasyonuna duyulan inançsızlık, onları nihayet Ukraynalı olduklarını hatırlamaya zorladı. Onların gruplaşması tam olarak nasıl başladı ve hangi şekillerde gerçekleşti, bunu söylemem zor. Herhâlde onların zihniyetinde en büyük rolü Denikin politikasının başarısızlığı oynadı. Çünkü bu, eski rejimin restorasyonu değil, bir tür «karanlık yüzlü» ideolojiyle örtülen düpedüz eşkıyalıktı ve seçkin askerî şahsiyetimiz, savaştan önce Rusya Genelkurmay Akademisi'nde askerî tarih profesörü olan General Yunakov'un Denikincileri adlandırdığı şekliyle «mağdur subaylar ordusu», artık aydın insanların hiçbirinde saygı uyandırmıyordu.
Onlardan ise, isteyerek ya da istemeyerek, hem de ağırlıklı olarak Ukrayna'dan epeyce birikmişti. Ordunun kendisinde Moskova bölgesinden çok sayıda cephe askeri varken, gençler çeşitli junker okulları ve harbiye okullarından hep Ukrayna'dan sağlanıyordu. Bunlar, toprak sahibi ailelerinden ve memur ailelerinden gelen Ukraynalı unsurdu. Onların nefret ettiği devrimci kitle, Ukraynalı olmasıyla tehdit ediyordu; Ukrayna köyü ise onları çeşitli malikânelerden kovmuş, topraklarını bölüşmüştü.
Bu insanlar için devrim, her şeyden önce, şu «kendilerinin», «buralıların», yarı aydın köy öğretmenlerinin, muhasebecilerin, sağlık memurlarının, telgraf memurlarının — onlar için uzun ve iyi zamanlarda tiksinmeseler bile hiçbirini sofralarına oturtmayacakları insanların — isyanıdır... Koca imparatorluğun her yerinde böyle şeyler olduğu onların bilincine ulaşmıyordu; onlar en yakın çevrelerinin gözleriyle görüyor, kulaklarıyla duyuyor ve umutlarıyla yaşıyorlardı; işte bu yüzden Hetman döneminde intikam ateşiyle ceza müfrezelerine katıldılar, Denikin döneminde ise — polise; intikam almak, bir şeyleri daha geri alabilmek, daha kara bir gün için bir şeyleri paraya çevirmek için.
Eh, şimdi ise artık her şeyin sonu görünüyordu. Denikin'in ve çevresinin politikası çökmüştü ve kendisi de, fikir dostları da artık sınırın ötesinde bir yerlerdeydi. Ne Şulgin'in, ne Savenko'nun, ne de şanlı, seçkin babanın oğlu General Dragomirov'un adını bir kez olsun duymadım. Hepsi çekip gitmişlerdi. İşte Ukrayna unsuru başını kaldırdı. Leontoviçler, Çernışler, Kotlyarevskıyler, Barboviçler, Kiriyler ortaya çıktı; kurtarılabilecek olanı hiç olmazsa kurtarmayı düşünmeye başladılar. «Ukraynalılaştırma» başladı, ama ağır aksak, sürtüşmeli ve gıcırtılı***.

Çernış sürekli bize uğrayıp endişelenmememizi ve biraz daha beklememizi söylüyordu; çünkü artık sıkılmaya başlamış ve eve dönüşü ciddi olarak düşünüyorduk; üstelik dost canlısı insanlar bizi cephede işlerin pek de sağlam olmadığı konusunda uyarıyordu...
Gelişimizin daha ilk günlerinde Fransız ve Kuzey Amerika askerî temsilciliklerinin memurları bizi buldu. Muhtemelen bunu, daha Polonya'dayken bize tavsiye edildiği üzere hemen gittiğimiz Leh temsilciliğinden öğrenmişlerdi. Fransızlardan, Ukraynacayı mükemmel bilen sivil kıyafetli bir adam bize geldi ve doğrudan rica edip en yüksek amirinin merakını gidermemizi istedi. Ancak aynı gün bize ABD'li bir denizci de uğradı ve o da mutlaka askerî misyon şefi Yüzbaşı Mac Kelly'yi ziyaret etmemizi rica etti.
Fransızlara üçümüz (büyükler) gittik; Amerikalılara ise, onlarla herkesin anlaşabileceği ortak bir dil bulunabileceğinden emin olmadığımız için beni yalnız gönderdiler. Fransız, orta rütbeli, henüz yaşlı olmayan bir subay, ziyaretimize çok teşekkür etti ve sorabildiği her şeyi sordu. Ukraynacaya hâkim olan memuru vasıtasıyla son yılların olaylarını epeyce iyi kavradığı anlaşılıyordu.
- Adı bilinmiyor; bütün kaynaklarda «Dr. Gelev» olarak ve uyruğu Sırp ya da Makedon olarak zikredilmektedir; oysa soyadı Bulgar kökenine işaret eder. Katerınoslav bölgesi, Herson bölgesi ve Kuzey Tavriya'da silahlı Ukrayna yeraltı teşkilâtının düzenleyicisiydi. S. Petlyura ve P. Vrangel ile işbirliği yaptı. 1921'de Bolşeviklerle çarpışmada hayatını kaybetti.
** Oles (Oleksiy) Kozır-Zirka — UNR ordusu albayı, daha sonra isyancı atamanı. 1918 sonu - 1919 başında Kozır-Zirka alayı Jıtomır ve Kiyiv bölgelerinde çok sayıda Yahudi pogromuyla «kendini gösterdi». Kozır-Zirka'nın kendisi askerî sahra mahkemesine çıkarıldı, ancak idamdan kurtuldu. 1919 yazına kadar küçük bir müfrezeyle Ukrayna ordusunun cephe gerisini yağmaladı. Daha sonra Bolşeviklerin tarafına geçti. Doğrulanmamış verilere göre, 1920'lerde ÇK'da çalıştı. Sonraki akıbeti bilinmiyor.
Levko Çıkalenko anılarında, Geliv'in ölümünden Oles Kozır-Zirka'yı sorumlu tutar ve onun Petlyura'nın emisarına ihanet ettiğini veya onu ele verdiğini düşünür. Ancak başka kaynaklara göre Geliv de, onlarca diğer Ukraynalı isyancı gibi, yine «Zirka» takma adını kullanan ve ÇK ile işbirliği yapan Holodnıy Yar Atamanı Andriy Rıbalka'nın (Rıbalko) ihanetiyle ölmüştür.
*** Yavaşça

Vrangel ve Sivastopol Kamuoyu Denizcilik Kulübü Önünde, Haziran 1920
Amerikalıyla işler biraz farklı gelişti. Kararlaştırılan saatte tayin edilen yere vardığımda — burası küçük bir iskeleydi — tanıdığım denizciyle birlikte bir filikayı zaten orada buldum ve bu filikayla oldukça büyük bir harp gemisine gittim. Beni Yüzbaşı Mac Kelly'nin kamarasına çıkardıklarında, onu, tercümanlık yapması gereken Rus sekreter hanımla birlikte buldum.
Selâm sözlerimi dinledikten sonra, sekreter hanım, beni büyük bir şaşkınlığa uğratarak, Fransızcaya çevirmeye başladı. Dayanamadım ve derhal kendim Mac Kelly ile Fransızca konuşmaya başladım; bu onu çok neşeli bir havaya soktu. Hemen sekreter hanıma bize pasta eşliğinde kahve hazırlamasını teklif etti ve onu kamaradan yandaki bölmeye gönderdi. Bu, orta boydan uzunca, esmer, otuz beş yaşından fazla olmayan, dinç, neşeli ve dost canlısı bir adamdı. Sorularından, Ukrayna hakkında pek az şey bildiği izlenimine kapıldım; bu yüzden belki sabrını da kötüye kullandım ve ona pek çok şey anlattım. Kahve hazır olduğunda giriştik, ama sekreter hanımı yeniden çalışma odasından çıkardı.
Sohbet, daha doğrusu benim maruzatım sona erip kahve içildiğinde, vedalaşmaya başladım. İşte o zaman bana yarım sesle, kendi bilgilerine göre Vrangel'in cephede işlerinin pek de iyi durmadığını ve Rusların Taman'a yaptığı çıkarmanın başarısız olduğunu söyledi. Bize, sürekli temas hâlinde olduğu Köstence'ye delegasyonumuzu götürmeyi teklif ederek Sivastopol'da fazla oturmamamızı salık verdi. Ona içtenlikle teşekkür ettim ve teklifini memnuniyetle değerlendireceğimizi, ancak işleri aslında sadece bitirmemiş değil, nedense henüz başlamamış da olduğumuzu ve bunu göz önünde bulundurarak bir süre daha burada kalmamız gerektiğini söyledim.
Ancak acil bir çıkış ihtiyacı doğarsa o zaman kendisine başvuracaktık. Mac Kelly buna karşılık, kendi hesabına, böyle bir ihtiyacın üzerimize çöktüğü kanısına vardığında bize haber vereceğini söyledi. Bunun üzerine vedalaştık ve ben aynı yoldan eve ulaştım; orada arkadaşlarıma izlenimlerimi ve Mac Kelly'nin buradaki ziyaretimizin uzaması hâlindeki tehlikeye dair uyarısını anlattım...
İster endişe verici söylentiler, ister başka sebepler, şansımıza nihayet olayların akışını hızlandırdı. Galiba Mac Kelly ziyaretimin ertesi günü, Albay Noga sabahleyin bize Başbakan Krivoşein'in bizimle görüşmek istediğini ve bizi derhal ona götüreceğini bildirdi. Çabucak toparlandık ve birkaç faytonla gittik. Hepimizi, elbette Albay Noga hariç, Krivoşein çalışma odasında kabul etti. Onu beğendiğimi söyleyemem; ama belliydi ki biz de onun pek hoşuna gitmemiştik. Fakat muhtemelen şartlar ya da yukarıdan gelen bir emir, ona, belki de hiç arzu etmediği bir davranışı emrediyordu. Bizi resmî olarak kabul etti; çalışma masasına oturdu, biz de çevresinde, Albay Litvınenko onun tam karşısına masanın öbür tarafına oturacak şekilde yerleştik.
Sohbet bilgilendirme mahiyetindeydi. Ordumuzla, teşkilâtıyla, silah sınıflarıyla, silah donanımıyla vs. ilgileniyordu. Pedagojik bakımdan Krivoşein iyi bir ders aldı: Rusçanın Ukraynaca ile aynı şey olmadığını anlama fırsatı buldu. Aslında ziyaretimiz belli ki sırf şu amaçla düzenlenmişti: Krivoşein, bizim bir tür Mahnovcu ya da o türden bir şey olmadığımıza ve bizi onların bakanlarına ve bizzat Vrangel'e göstermekten utanç duyulmayacağına kanaat getirsin. Herhâlde, Krivoşein'ın Litvınenko ile diyaloğuna Krat ve benim tarafımdan eklenen birkaç söz, bizimle resmî müzakereler yürütmenin «GSR SK» hükûmeti için büyük bir itibar kaybı olmayacağı izlenimini bıraktı.
Onların çevresindeki ilgili mahfillerin bize dair hazırlığı ile bizim ziyaretimiz çatışmadı. Neticede Krivoşein, bizi bu kadar uzun süre bekletmekten üzüntü duyduğunu, ama buna birçok şeyin sebep olduğunu söyledi. Cari ve ivedi işlerle meşguliyet — bu daha önemliydi; ikincisi ise, bizim ziyaretimizin bile onlar için bir dereceye kadar sürpriz oluşuydu. Bu, bizim gelişimizi, Vrangel'in yanındaki şimdiki nüfuzlu kişilerin o kadar da istemedikleri bir başkasının inisiyatif olarak başlattığı yolunda üstü kapalı olmayan bir imaydı.
Dayanamadım ve belki de tam diplomatik olmayan bir şekilde, bizim şartlarımızda da, başkalarının şartlarında olduğu gibi, belki her şeyin açık seçik düşünülmediğini ve elbette her türlü hatanın olabileceğini, eğer böyleyse bunu atalar sözümüze uygun olarak kabul edeceğimizi belirttim: «Bizimkisi uymazsa, biz kendimizinkiyle geri döneriz.» Bu sözler Krivoşein'ın canını sıktı ve o çok aceleyle kendini aklamaya ve patavatsızlığını gidermeye koyuldu. Sonunda, her şeyin tamamen açıklığa kavuştuğunu ve bu günlerde Vrangel ile onun yakın çevresi tarafından kabul edileceğimizi beyan etti.
Eve döndüğümüzde bize Çernış uğradı ve kendisinin, yani nüfuzlu Ukraynalılar grubunun ertesi akşam bizi bir akşam yemeğine davet ettiğini bildirdi; yemekte Vrangel'in bakanlarından, Ukrayna meselesini daha iyi anlayan bazıları da bulunacaktı; ayrıca Rus nüfuzlu çevrelerinden, bir zamanlar Vrangel çevrelerinden ortaya konan ve bizi Sivastopol'a getiren inisiyatife olumlu yaklaşan birkaç kişi daha olacaktı. Gerçekten de, tayin edilen akşam kendimizi, çoğunluğu ileri yaşta, sık sık aristokrat görünümlü beyefendilerden oluşan birkaç düzine insanın bulunduğu büyük bir salonda bulduk.
Orada «kont», «knez» sözleri işitiliyordu. Tanışma faslından sonra ev sahipleri topluluğu upuzun bir masaya oturttular; bu arada biz bütün delegeler, masanın orta kısmında bir tarafta yan yana oturtulduk; karşımızda ise birkaç bakan oturuyordu; bunlardan toprak işleri ve galiba toprak reformu bakanı Glinka nedense hemen dikkatimi çekti. Onun yanında, yine ağırbaşlı yaşlı bir beyefendi — Knez Volkonskiy oturuyor ve dikkati üzerine çekiyordu...
Bu akşam yemeği, anlaşılan Vrangel hükûmetinin bize mümkün olduğunca saygılı davranma yönündeki son kararının bir neticesiydi. Demek ki resmî, törensel kabulden önce, daha sonra bizimle resmen konuşacak olanları gayriresmî toplumsal şartlar altında bizimle tanıştırmak üzere, yukarıda bir yerlerde, buradaki taraftarların bizi davet etmesine karar vermişlerdi. Başlangıçta, âdet olduğu üzere, oturduktan sonra hazır bulunanlar yanlarındakiyle ya da masa üzerinden birbirleriyle konuşuyorlardı.
Konu olarak bizim üniformalarımızdaki farklılıklar, nasıl yolculuk ettiğimiz ya da cephede bizde işlerin nasıl olduğu gibi önemsiz şeyler seçiliyordu... Ancak sonraları, içki işine gelince, ev sahiplerinden bazıları kalkıyor ve nihayet bizimle onlar arasında sadece askerî eylemlerin durmadığını, çok şükür birbirimizde misafirliklere de sıra geldiğini dile getiriyorlardı. Denikin'i, aramızda oluşan gerginliği vs. anarak sık sık serzenişte bulunuyorlardı. Toprak işleri bakanı Glinka'nın uzun ama bir şekilde pek de karmaşık nutku ilginçti; kendi toprak reformu projesiyle övünüyor, bunun köylüleri tatmin edip onların sempatilerini kurtuluş eylemlerine çekebileceğini genel hatlarıyla söylüyordu.
Şimdiki yönetici çevrelerde gerçekten samimi arzunun nerede olduğunu, nerede sadece yapmacıklık ve köylümüzü vaatlerle aldatma girişimi olduğunu ayırt etmek bizim için zordu. İzlenim şuydu ki yanmışlardı, ama Denikin, Dragomirov, Şulgin ve diğerlerinin zamanında yol açılan zararı tam olarak nasıl tamir edeceklerini henüz iyice düşünmemişlerdi. O akşamdan hafızamda kayda değer hiçbir şey kalmadı; oysa ki belli ki bir şeyler vardı; çünkü Dışişleri Bakanı A. V. Nikovskiy'e sunduğum resmî yazılı raporda epeyce malzeme toplamıştım; bunlar arasında bu akşam duyulanlardan da bazı şeyler vardı.

Güney Rusya Hükûmeti. Kırım, Sivastopol, Temmuz 1920
Nihayet iki gün sonra, galiba, Vrangel'in huzuruna çağrıldığımızda, başkanımız Litvınenko, Çernış ile birlikte kendi taslağı üzerinden hazırladığımız nutka zaten hazırdı. Nutuk, «GSR SK Komutanlığı»nın bizimle anlaşma hususundaki inisiyatifini genel olarak selâmlayan ve halklarımızın tarihinde, Ukraynalılar ve Ruslar müşterek güçlerle komünizm boyunduruğunu üzerlerinden attıklarında her anlaşmanın ciddi bir mesele olacağı fikrini ifade eden, itidalli tondaydı.
Bizim için gönderilen faytonlarla Vrangel'in konağına giderken, Krat'ı götüren askerlerden biri, gülümseyerek ona şu sözlerle hitap etti: «İşte, komutanımı bir kez daha götürmek nasip oldu.» Krat şaşkınlıkla ona bakıyor ve onu nerede, ne zaman daha önce götürmüş olduğunu çıkaramıyordu. Konuşmadan anlaşıldı ki asker, vaktiyle Krat'ın komutası altında ordumuzdaymış ve bir hastalık ya da yaralar onu evine, Poltava bölgesine dönmeye zorlamış; orada daha sonra Denikinciler tarafından seferber edilmiş.
Bizi General Vrangel'in salonuna — daha doğrusu çalışma odasına — çıkardıklarında, orada zaten epeyce insan vardı. Vrangel çalışma masasında oturuyor ve masanın üzerinden biriyle konuşuyordu. Diğerleri salonun değişik yerlerinde gruplar hâlinde duruyor, sigara içerek sohbet ediyorlardı. Vrangel yerinden kalktı ve bizim yürüdüğümüz sırayla sırayla elimizi sıktı; General Kiriy de ona soyadlarımızı söyledi. Tek tek selâmlaştıktan sonra, bu sefer resmî bir hoş geldin konuşmasıyla bize hitap etti. Kısaca, bizi yanında görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi, çünkü bunda ortak mücadelemizde yeni bir dönemin işaretini görüyordu.
Dökülen kardeş kanının aramızda aşılmaz bir ırmak olmayacağını tespit etmekten memnuniyet duyduğunu söyledi. Onun amacı vatanı Bolşeviklerden kurtarmak olmakla birlikte, bunun, daha yakın zamana kadar seleflerinin hayal ettiği şekillerde ve onların bu yolda izlediği yollardan olmayacağını iyi anlıyordu. O, her şeyi köklü bir şekilde değiştirmişti; ortak vatanımızın yeniden inşası işinin, hepimizin de razı geleceği şekilde gerçekleşmesi için bize başvuruyordu.
Şimdi hiçbir talepte bulunmuyordu; hatta Rusya'nın gelecekteki yapısı hakkında soru dahi sormuyordu; sadece, zorbalara karşı savaşan bütün o halklar arasında güvenin oluşmasını arzuluyordu. O, bu konuda Kuban Kazakları ve Kafkasya'nın dağ halklarıyla zaten anlaşmıştı. Aynı şekilde, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin de ortak bir silahlı eylem için onunla anlaşmaya varmasını isterdi. Ukrayna ordusunca tayin edilen temsilcilerin, başında General Gerua'nın bulunduğu Romanya'daki temsilciliğiyle bugünün meseleleri hakkında anlaşacaklarından ve daha ileriki geleceğin işinin — karşılıklı ilişkilerimizi kardeşçe bir anlaşma içinde düzenlemek olduğundan emindi. Buna, ezberlenmiş nutkuyla Litvınenko cevap verdi. Onda da somut pek çok şey söylenmemişti; yine aramızdaki düşmanca çatışmaların maziye karıştığından duyulan sevinç ifade ediliyordu; nihayet, «GSR SK komutanlığı»nın asil inisiyatifiyle ortak eylem hakkında zorlama olmaksızın, gönüllü olarak konuşma imkânının doğduğu ve bu eyleme sıra geleceğine inandığı...
Hepimizin elini sıktıktan sonra Vrangel oturdu; onun ardından hazır bulunanlardan bazıları oturdu; ev sahiplerinden ve bizimkilerden bazılarıysa masadan çekildi ve her birimize, gelişimizin konusu ve onun anlamı üzerine sohbet ederek birkaç iyimser tahmin teatisi yapmak üzere, henüz tanımadığımız kişiler yaklaştı. Bana uzak çevreden genç yaşta bir bey yaklaştı ve selâmlaştıktan sonra soyadını söyleyip kendisini hatırlayıp hatırlamadığımı sordu. Önce onu tanımadım, ama soyadını duyunca hemen hatırladım.
Bu, Çernigivli bir toprak ağasının ve «Devlet Şûrası» üyesinin oğlu Petro Savitskiy idi. Şimdi, anlaşıldığı üzere, Krivoşein kabinesinde Dışişleri Bakanı Petro Berngardoviç Struve'nin özel sekreteriydi. Bakanla konuşmak istediğimi belirttim; çünkü hükûmetimizde Petro Berngardoviç'in öğrencilerinden birkaç kişi vardı; bunlar, Struve'nin burada olduğunu bilen ve onun hakkında bir şeyler duymaktan memnuniyet duyacak olan Valentın Sadovskıy ile Oleksandr Kovalevskıy idi. Savitskiy bunu yapmaya söz verdi; ertesi gün P. B. Struve nezdinde kısa bir kabulde bulundum.
Vrangel'deki kabulden sonra artık gitmek için tamamen serbest olduğumuzu hissediyorduk; ama kimse bize çıkış tarzımız hakkında bir şey söylemiyordu. Hemşehrilerimiz hep onlarda daha uzun kalmamızı istiyordu; ama biz artık sıkılmaya başlamıştık. Dahası, talihsizlik bu ya, karnımdan biraz hastalandım; ya bozuk bir şey yedim ya da belki üşüttüm. Yine de ertesi gün, Struve'yi ziyaret etmek için rahatsızlığı yendim.
Ondan bıraktığı izlenim genel olarak olumlu oldu. Hayatının akışı itibarıyla Vrangel çevresine pek de uymayan akıllı, kültürlü birini görmek hoş. Ama işte Rus vatanseverliği onu Krivoşein'ın yanında bakanlığa kadar götürmüş. Şu mealde iltifatlarla başladım: Onu yazılarından uzun zamandır tanıyan ve her zaman ilgiyle okunan biri olarak, görüşmeden edememek benim için zordu. Hele ki, birkaç dostum ve tanıdığım onun öğrencileri; onun hakkında bir şeyler işitmek onları mutlaka memnun edecekti. Sadovskıy ile Kovalevskıy'i soruş tarzından, onları iyi hatırladığı ve zamanında dikkatini onlara çevirmiş olduğu anlaşılıyordu.
Böyle, diyelim ki tamamen nötr nezaket sözlerinden sonra, vedalaşmadan önce yine de ona, bizim belki yakın olan anlaşmamıza nasıl baktığını sordum. O, oldukça ihtiyatlı ve hiçbir coşku göstermeden, mevcut uluslararası şartlar altında bir şey öngörmenin zor olduğunu ve her şeyin güçler dengesine bağlı olacağını söyledi. Bu, tam anlamıyla «real politik»çı idi; ama muhakkak ki o, belki herkesten daha çok anlaşmamızın gereğini görüyordu ve muhtemelen Kırım'daki varlığıyla hem yerel Rus bürokrat-siyasetçilere saygı telkin ediyordu; şahsı, «müttefikler» nezdinde daha da fazla anlam taşıyordu; gerçi genelde burada onları o kadar da sevmez ve saymazlardı.
Hemşehrilerimiz bizimle bir kez daha, sıkı bir Ukrayna grubu hâlinde konuşmak istediler. Böylece bir veda yemeği düzenlediler. Orada ilginç hiçbir şey olmadı. Sadece, bağımsız devletimiz meselesinde bizden çok uzak duran Ukrayna topluluklarının temsilcilerini görmek ve duymak nasip oldu.

Petro Berngardoviç Struve, Rus filozof, tarihçi, iktisatçı, siyasetçi ve yayıncı
Sivastopol'da iki gün kadar daha kaldık. Hastalığım olmasa, beni çağıran Akademisyen V. Vernadskıy ve A. Nosov'un yanına Akmescit'e gidecektim.
General A. Kiriy gitmeye teşvik etse de, kendimi iyi hissetmiyordum ve birkaç gün yatağa düştüm. Bir akşam, dairede yalnızken, Mac Kelly'den bir ulak geldi ve yüzbaşının bize, yarın sabah Köstence'ye gidecek olan muhriplerinden yararlanmamızı salık verdiği haberini getirdi; zira artık öyle bir vakit geliyordu ki burada bulunmamaktan iyidir. Bu, ulak tarafından oldukça kesin bir dille aktarılmıştı. Buna ek olarak, bu muhriple Madam Vrangel'in de gittiğini söyleyince, artık bizim de, burada tanışıklık kurduğumuz herkesle vedalaşmadan dahi olsa gitmemiz gerektiğini anladım. Herhâlde yakında onların bize ayıracak vakti olmayacaktı...
Akşam bizimkiler bir araya geldiğinde, ulağı anlattım ve yarın tayin edilen saatte, tayin edilen yerde iskelede olmak için her şeyi yaptık... Ertesi gün, kıyıya vardığımızda bizi bir filika bekliyordu. Sivastopol'dan çıktıktan sonra, muhribin güvertesinde* uzun süre durup onun hızına ve kusursuz devasa bir makine gibi görünen bütün bu yapıya hayret ettik. Yalnız şu tuhaftı ki çok az insan görüyorduk. Her şey bir ıssızlıkla parlıyordu. Bize, oturabileceğimiz, hatta isteyenin uzanabileceği bir kamara gösterdiler. O kamarada, köşede türlü paketlerin arkasında, ortadan ayrılmış olarak, zayıfça bir hanım gördüm; galiba Barones Vrangel'di.
Bizim Kızıl Moskova karşısındaki cephemizin tasfiyesi, Kırım'daki beyaz ve kızıl Moskovalılar arasındaki cephenin tasfiyesinden çok daha sonra oldu. O zamanlar, birinci derecede öneme sahip olayların haberleri bile büyük gecikmeyle ulaşırdı. Ben, sürgün başkentimiz Tarnov şehrinde (Batı Galiçya), Kırım yolculuğunu unutmaya başlamıştım bile.
- Güverte
(Yayına esas alınan baskı: Çıkalenko Yevgen. Günlük (1918-1919). – K.: Tempora, 2011. – 424 s. – S. 389-407)
Hazırlayan: Sergiy Konaşeviç