SU
Kırım Yarımadası'ndaki ekonomik faaliyetlere ilişkin ekolojik sorunlar.
Valeriy Verhovski. «Krımska Svitlıtsâ» Gazetesi, 2016, Sayı 47
İnsanın her türlü büyük ölçekli ekonomik faaliyeti, doğal süreçlere bir müdahaledir; bu da onların akışını ve çevredeki dengeyi bozar. Ancak bu faaliyeti, bu topraklarda bizden sonra da insanların yaşayacağını hatırlayarak sorumlu bir şekilde yürütmek ya da yalnızca kendi çıkarı ve anlık menfaat saikleriyle hareket etmek mümkündür. Kırım'ın şimdiki yöneticileri tarihe nasıl geçecek?
Şimdi «ilerici Rus bilimi», Kuzey Kırım Kanalı'nın Kırım ekolojisine yalnızca zarar verdiğini hararetle kanıtlıyor. Bataklıklaşma, su baskınları, sızıntı… İlginçtir ki, Kırım'ın su meselesiyle ilgili araştırmaları Moskova, Sankt-Peterburg ve Voronej'den bilim insanları yazıyor — kuşkusuz, oradan daha iyi görüyorlar.
Jeolojik anlamda Kırım üç bölgeden oluşur: Dağlık ve Dağ Eteği Kırım, Doğu Kırım (Kerç Yarımadası) ve Kuzey, ova Kırım. Bunlardan sonuncusu kireç taşları üzerinde yer alır; burası eski bir deniz tabanıdır. Kireç taşı değerli bir madendir, ancak dikkat ve ihtiyatla yaklaşılması gereken, yeterince sağlam ve dayanıklı olmayan bir platformdur. Küçük de olsa zaman zaman kendini hatırlatan sismik aktiviteyi de eklersek, Kırım'ın yeraltı kaynaklarının işletilmesi bir dizi sorun yaratır. Basitçe söylemek gerekirse, yarımadanın kuzey kesiminde petrol, gaz veya su çıkarımı; sonuçları öngörülemeyen bir deprem olasılığıyla daha da artan boşluk, kırık ve heyelan oluşumu riski taşır.
Bu nedenle, işletilmesinin tüm ekolojik sonuçlarına, tüketiciye ulaşana kadar yolda uğradığı devasa su kayıplarına, Herson bölgesinin Kahovka Denizi altında kalmasıyla ödenen bedele rağmen — Kanal yine de daha küçük bir kötülük olarak görünmektedir.
Uluslararası su kaynakları yeterlilik normları, kişi başına bin metreküptür — bu, altında medeni yaşamın imkânsız olduğu kritik asgari düzeydir. Yani iki buçuk milyonluk nüfusuyla Kırım'ın iki buçuk milyar metreküp suya ihtiyacı vardır.
Örneğin İsrail'de (Filistin Özerk Yönetimi ile birlikte toplam yüzölçümü yaklaşık Kırım'a eşittir) su durumu daha iyi değildir, ancak bu ülkenin nüfusu sekiz milyonu aşkındır. Orada kişi başına düşen öz su kaynağı 150 metreküptür, buna rağmen tarım ülke ihtiyacının %95'ini karşılar. Elbette çölde pirinç yetiştirmezler, ancak pamuk eker, bahçeler ve üzüm bağları kurarlar — aslında Kırım için neden bir örnek olmasın. Bu ülkede yüz binlerce ton deniz suyu arıtılmaktadır — Kırım için şimdilik duyulmamış bir kaynak.
Ancak kişi başına bin metreküp sınırı bir norm değil, asgari düzeydir. Kırım'da bu asgari düzey, suyun dörtte üçünü sağlayan Kanal sayesinde zar zor karşılanıyordu. Yüzde on beşini daha nehirler sağlıyor, kalanını ise yeraltı kaynakları veriyordu. Belirtmek gerekir ki, Kırım'da en iyi içme suyu yeraltı suyudur. Aşağı Dinyeper'den gelen su yalnızca sulama ve sanayi ihtiyaçları için kullanılabilir. Yarımadanın yeraltından toplamda yalnızca yarım milyar metreküp su çıkarılabilir; bu, Kuzey Kırım Kanalı tarafından sağlananın üçte biri kadardır. Bu teoride yarım milyardır. Zira suyun kalitesinin her zaman miktarına denk düşmediğini de belirtmek gerekir. Bu, kirlenmiş «yüzeyaltı suyu» da olabilir, hidrojen sülfürle doymuş su da. Tıbbi veya gıda açısından değerli mineralli su da olabilir ki bu hiçbir şekilde sulamaya uygun değildir.
«Farklı yıllardaki gerçek yeraltı suyu çekim hacmine ilişkin mevcut veriler, yılda 161,4 ila 319,3 milyon metreküp arasında değişmektedir» (Ye. Kayukova, T. Baroboşkina, İ. Kosinova «Kırım'ın Tatlı Su Kaynak Potansiyeli»). Söz konusu olan, daha Sovyet döneminde açılmış ve tabiri caizse kara gün için rafa kaldırılmış üç bin kuyudur. Kırım'ın Rusya Federasyonu tarafından ilhakıyla, görünen o ki, bu «kara gün» nihayet gelmiştir.
Ama bir bakalım, Ukrayna'dan sanki o hiç yokmuş, hiç olmamış ve olamazmış gibi ebediyen koparılmış bir Kırım hayalleri gerçekleştiğinde ne olacak.

Kremlin'deki üstlere yönelik icraat raporları uğruna bir çılgınlık yapılmaktadır: yeraltı kaynaklarından gelen içme suyu Kanal'ın yatağına doldurulmakta, bunun sonucunda su artık içilebilir olmaktan çıkmakta, kirlenmekte, nehir suyuyla karışmaktadır. Kanal tesislerinin onarımına ve donanımına ise bir türlü el atılamadığından, su kayıpları aynı derecede yüksek kalmaktadır — toplam hacmin üçte birinden yarısına kadar. Kırım Su İdaresi, yarımadanın son su rezervlerini de yok eden bir örgüte dönüşmüştür.
Kırım nehirleri suyun yaklaşık üçte birini yeraltı kaynaklarından alır. Kuyulardan çekim, sonunda nehir suyu kaynaklarını da tüketecektir. Doğadaki tüm su, âdeta birleşik kaplar içindedir; suyu bir yerden başka bir yere taşımak miktarını artırmaktan ziyade azaltacaktır. Anakara su kaynakları olmadan idare etme girişimleri, eski Rus hikâyesindeki «Trişka'nın kaftanı»nı andıracaktır. Kıyı bölgesindeki yeraltı suları da aynı şekilde deniz ve tuzlu göllerle (örneğin Sıvaş'la) bağlantılıdır. Kuyulardan tatlı su çekilmesi, zamanla tuzlu suyun yeraltına sızmasına yol açacak, tuzlu topraklarda canlı hiçbir şey yetişmeyecektir.
Kırım Su İşleri Cumhuriyet Komitesi'ndeki toplantılar sürekli olarak felaket boyutunda su kıtlığını kayda geçirmektedir. Nijnohirsk ilçesinde 2016 yılı, ekolojik felaketin başlangıcı olmuştur. Tuzlu topraklar yer yer, lekeler hâlinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Şimdiki Kırım yönetiminin çabaları, hiç değilse Kırım'ın tatil bölgesine su sağlamaya yöneliktir. Elbette pirinçten vazgeçilebilir, suyu çay kaşıklarıyla her köye azar azar dağıtmak da mümkündür. Belki zamanla İsrail'in ya da petrodolarlar bakımından zengin Arap ülkelerinin deneyimi, petrodolarlar bakımından fakir Rusya'da hayata geçirilebilir.
Peki ama mutluluğu yabancı kıyılarda aramaya değer miydi?